Prebiyotik/Probiyotik

Prebiyotikler

Prof. Dr. Hakan Alagözlü

Medical Park Ankara Hastanesi  Gastroenteroloji 

www.hakanalagozlu.com



Üst GİS’de sindirime uğramadan kolona ulaşabilen, kolonda seçici olarak fermente edilen ve kolondaki faydalı bakteri gruplarının çoğalmasını ve/veya aktivitesini uyaran besin bileşenlerine prebiyotik denir.

PrebiyotikBugün için bilinen prebiyotikler besin lifidir. Ama tüm besin lifleri prebiyotik değildir. Bazı besin liflerinin prebiyotik etkisi yoktur. Prebiyotikler de ince bağırsakta sindirime dayanıklıdır. Kalın bağırsakta fermente olurlar. Glisemik indeksleri düşüktür, az enerji verirler. Dışkı hacmini ve sıklığını arttırırlar. Diyet liflerinin hepsi prebiyotik değildir. Prebiyotik olabilmek için sağlık için gerekli bir veya belirli sayıda bakterinin büyümesini ve/veya aktivitesini arttırmaları, kolonik bakteriler tarafından da fermente olmaları gerekir.

Vücudumuz için yararlı olan mikroorganizmaların beslenmesi için prebiyotikler gereklidir. Barğırsaklarda bulunan floranın desteklenmesi için probiyotik almak ve prebiyotik tüketerek bağırsaklarda var olan yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlamak üzere genellikle iki yol vardır. Prebiyotikler vücudumuza yararlı bir veya daha fazla türden mikroorganizmanın çoğalma ve/veya aktivitesini seçici olarak arttıran ve sindirilmeyen besin bileşenleridir. Bir besin bileşeninin prebiyotik özellik taşıyabilmesi için aşağıdaki özelliklerinin olması gerekir.

1- Sindirime dirençli olmalıdır
2- Kolon mikroflora bakterileri tarafından hidrolize edilmelidir.
3- Kolondaki yararlı bakterilerinin çoğalmasını ve/veya aktivitesini stimüle etmelidir.
4- Konakçının sağlığı üzerinde olumlu etkileri olmalıdır.

Prebiyotik kavramının ortaya çıkışında Bulgar köylülerinin uzun yaşamlarının fermente süt ürünleri tüketimine bağlanması nasıl rol oynamışsa, prebiyotik kavramının ortaya çıkışında da yaşam süresinin uzun olduğu bazı toplunlarda diyetle alınan kısa zincirli fruktooligosakkaridlerin tüketiminin yüksek olduğunun bulunması rol oynamıştır.İçerdikleri monosakkaridleri farklı (glukoz, fruktoz, ksiloz ve galaktoz) prebiyotikler vardır.İnülin ve oligofruktoz en yaygın olarak kullanılanlarıdır.Hindiba (Cichorium intybus) ve enginar prebiyotikten zengindir.Hindibada %15-20 inülin ve %5-10 oligofruktoz bulunmaktadır. Besinlerin çoğunda bulunan inülin hindiba kaynaklıdır ya da sukrozdan sentez edilmektedir.Oligofruktoz ise inülinin kısmen hidrolize edilmiş şeklidir. Fasulye, nohut, buğday, arpa, çavdar, soğan, enginar, sarımsak, muz, kuşkonmaz ve pırasa da diğer prebiyotik kaynaklarıdır.

PrebiyotikKolona değişikliğe uğramadan ulaşan prebiyotikler, bakteriler tarafından hidrolize edilir. Hidroliz işlemi özellikle bifido bakteriler tarafından gerçekleştirilir ve bu işlem için betafruktofuranozidaz enzimine gereksinim vardır. Fermentasyon işlemi sonunda kısa zincirli yağ asitleri, organik asitler ve kısa zincirli karboksil asitler ortaya çıkar. Kısa zincirli yağ asitlerinin sağlığımız açısından çeşitli yaralı etkileri vardır. Bağırsak pH’sını düşürür, bu ortamda mineral, özellikle kalsiyum emilimi daha iyi olur. Asitli ortamda yararlı mikroorganizmalar çoğalabilirken, patojen mikroorganizmalar çoğalamaz. Kısa zincirli yağ asitleri bağırsak epitelyum hücreleri için de enerji kaynağıdır. Kısa zincirli yağ asitlerinin her birinin (asetat, bütirat, propiyonat) ayrı işlevleri vardır. Asetat kuvvetli bir asit olduğundan bağırsak pH’ını düşürür. Bütirat kolon hücrelerinin yakıtıdır, kanserli hücrelerin çoğalmasını baskılayarak kolon karsinogenezini etkiler. Propiyonik asit ise, hepatik yağ asit sentezini inhibe ederek serum LDL kolesterol düzeylerini düşürür. İnülin ve oligofruktozun lif etkisi de vardır. Kolonda sıvı hacmini arttırır, dışkı kütle ve ağırlığına artış olur.Her bir gram oligofruktoz, dışkı ağırlığında 1.3 g, her bir gram inülin ise 2 gram ağırlık artışına neden olmaktadır.Kolon kanseri gelişme riski ile dışkı ağırlığı arasında ters bir ilişki olduğundan bu etki yararlı sonuçları olan bir etkidir.

Prebiyotiklerin Kimyasal Yapısı:

Oligosakkaridler 2-20 sakkarid uzunluğunda şekerlerdir. Bitki ve sebzelerde doğal olarak bulunan oligosakkaridler dışında bazıları polisakkarid hidrolizi veya enzimatik reaksiyon sonucu elde edilir. Prebiyotik özellik taşıyan bileşikler arasında;1-İnülin 2-Laktuloz 3-Frukto-oligosakkaridler 4-Galakto-oligosakkaridler 5-Soya-oligosakkaridler 6-Laktosukroz 7-İzomalto-oligosakkaridler 8-Gluko-oligosakkaridler 9-Ksilo-oligosakkaridler 10-Platinoz 11-Gentio-oligosakkaridler sayılabilir.

Anne sütünde 130’dan fazla çeşitte oligosakkarid bulunmaktadır.Klostrumdaki oligosakkarid konsantrasyonu 15-23 g/L, geçiş sütü ve matür sütte ise 8-12 g/L’dir. Anne sütü oligosakkaridlerinin %75-85’i nötral, %15-25’i asidik oligosakkaridlerdir.

Prebiyotiklerin sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri:

PrebiyotikPrebiyotiklerin yararlı etkileri arasında patojen bakteri çoğalmasını inhibe etmesi, laksatif etki yapması, ishal ve kolon kanseri gelişme riskini azaltması, mineral absorbsiyonunu arttırması, serum trigliserid düzeylerini, hayvan deneylerinde postprandiyal glukoz ve insülin düzeylerini düşürmesi sayılabilir. Prebiyotiklerin kolon mikroflorası, immün fonksiyonlar, mineral biyoyararlanımı, lipid metabolizması üzerinde yararlı ve kolon karsinojenezini önleyici etkileri vardır. Oligosakkaridler hücre yüzey analoğu gibi hareket eder, patojen mikroorganizmaları kendisine bağlayıp dışkı ile atılmasını sağlar.

İnülin, oligofruktoz, gluko-oligosakkarid ve galakto-oligosakkaridlerin özellikle kalsiyum ve magnezyum emilimini arttırdığına işaret etmektedir. Oligofruktoz alımı ile femur ve tibiada kemik dansitesi artmaktadır Ayrıca demir ve çinko emilimini arttırıcı etkileri de vardır.


Prebiyotik/Probiyotik

Dr Ödül Eğritaş

Gazi Üniversitesi Pediatrik Gastroenteroloji Bilim Dalı

Bağırsak Florası

Fetusun gastroıntestinal sistemi sterildir. Doğumdan hemen sonra farklı mikroorganizmalarla kolonizasyon başlamış olur. Bu mikroorganizmaların bebeğe geçiş yolu; temas edilen kişiler, doğum kanalı ve çevredir. Annenin beslenmesi, doğum süresi, doğum ve beslenme şekli, bebeğin immun durumu ve antibiyotik kullanımı bebeğin bağırsak florasını etkileyen faktörlerdir. Sezeryan ile doğan bebeklerde, doğum kanalından geçmedikleri için, vajinal yolla doğan bebeklere nazaran kolonizasyonun daha geç olduğu bilinmektedir. Ticari mama ile beslenen ve miyadında doğan bebeklerde Enterobacter türleri, anne sütü ile beslenen bebeklerde ise bifidobakterilerin floraya egemen olduğu bilinmektedir. Mama ile beslenen bebeklerin bağırsak florasında 6. Ay civarında bifidobakteriler görülmeye başlansa da sayıca azdır. Bebekler 12 aylık olduklarında ister sezeryan ister vajinal yolla doğsun, ister anne sütü ister mama ağırlıklı beslensin bağırsak florası, erişkin florası özelliğini kazanır ve hemen hemen benzerdir.

Bağısak florası oluştuktan sonra genelde sabit olarak kalır ve kalıcı bir şekil değişikliği belli bazı durumlarda ortaya çıkar. Antibiyotik kullanımı, immun durumdaki değişiklikler, kemoterapi ve radyasyon bağırsak flora değişikliği nedenleri arasında sayılsa da çocuklarda ki en önemli ve en sık neden olarak yaygın antibiyotik kullanımını sayabiliriz.

Bağırsakta 400 farklı mikroorganizmanın bulunduğu bilinmektedir. Bu rakam kültür yapılan mikroorganizmalardan yola çıkarak elde edilmiştir. Kültürde üretilememiş mikroorganizmaların varlığının da hesaba katılması gerekecek olur ise, bağırsakta ki mikroorganizma sayısının öngörülenin çok üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. İntestinal mukozadaki mikroorganizmaların çeşitliliği ve sayıca fazlalığı göz önünde bulundurulacak olur isek, metabolik aktivitelerinin de çok fazla olabileceğini söyleyebiliriz. Literatür bilgilerine bakıldığında otörlerin zaman zaman, bağırsak bakterileri için unutulmuş organ olarak bahsetmeleri oldukça ironiktir.

PEDİATRİDE PROBİYOTİK

Literatürde probiyotikler için çok fazla tanım kullanılmışsa da, en açıklayıcısı; besinlerle alınan ve belli miktarlarda alındığında konakçının bağırsak florasını dengeleyerek olumlu etkileri olan canlı mikroorganizmalardır. Canlı mikroorganizmaların yararına dair bilgiler çok eski yıllara dayanmaktadır. İlk defa Bulgar köylülerin ağız yoluyla aldıkları laktobasillerin, sağlıkları üzerine olumlu etksisi olduğu yaşam sürelerini uzattığı gözlemlenmiştir. Bir mikroorganizmanın probiyotik olabilmesi; öncelikle normal florayı bozmaması, konakçının doğal florası içinde olması, konakçı için patojen olmaması, non ınvaziv ya da nonkarsinojenik olması ve ağız yoluyla alınan probiyotikler için asit Ph ve safra tuzlarına dirençli olması gibi özelliklerinin olması aranmalıdır. Literatür bilgileri incelendiğinde probiyotikler; rota virus ishallerin kontrollerinde, CL difficile ilişkili kolitlerin kontrolünde, H.pylorinin neden olduğu gastritlerin tedavisinde, immun sisitemin güçlendirilmesinde ve laktoz malabsorbsiyonun semptomlarının azaltılmasında başarılı biçimde kullanıldığını görüyoruz.

PEDİATRİDE PREBİYOTİKLER

Prebiyotik kısaca sindirilmeyen besin ögeleridir. Ancak bu besin ögelerinin prebiyotik olabilmesi için; mide ve ince barsaktan hidrolize olmadan geçmesi ve kolonda bulunan yararlı bakteriler için besin özelliği taşıması ve onların çoğalmasını stimüle etmesi gerekmektedir. Prebiyotikler kalın barsaktaki yararlı mikroorganizmalar tarafından fermente edilir. Açığa çıkan metabolitlerde mikroflora için enerji kaynağı oluşturur. Böylece bu ekolojik sistemin desteklenmesi sağlanır. Yapılan çalışmalarla Prebiyotiklerin güvenilir olduğunu biliyoruz. Çocuklar için için önerilen doz 1-3 gr/gündür.

Sonuç olarak prebiyotik ve probiyotikleri birbirinden ayırmak imkansizdır. Gelecekte her hastalık için oluş mekanizmasını bloke edebilecek ya da tedavi aşamasında etkili olabilecek probiyotiklerin devreye gireceğine inanıyoruz.